Öncelikle ödül sisteminden hoşlanmadığımı, insanların birbirlerini takdir etmelerinin daha iyiye ulaşılmasına katkıda bulunduğunu düşünmediğimi belirtmek isterim. “Kim, kimi nasıl ve neden seçiyor?” sorularının yanıtları ödül söz konusu olduğunda hep havada kalır. Hele de ömür boyu başarılar üzerine verilen ödüllerde, tıpkı Pritzker gibi. Ama bu ödülü almış bir mimarın hayatı tamamen de olmasa kısmen değişir, bir çokluk içinden seçim yapmak zorunda kalan için kolaylaştırıcı bir rolü vardır ödüllerin; ödül alanlar öne çıkar doğal olaraktan.
Şimdi neden Sanaa’nın Pritzker Ödülü almasına fazlasıyla şaşırdığımı anlatmak isterim. Birincisi Sanaa bir garip ikili, kendi ofisleri ayrıca var olan, arada bir de birlikte proje üreten iki mimar Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa; belki de adları çok zor söylendiğinden birlikte olduklarında Sanaa’ya dönüşüyorlardır. Her neyse bunlar madem ki bu kadar süperler birlikte neden kendi ofisleri var? Neden Sanaa olarak insanlığa harika hizmetler üretmektense kendi ayrı ofislerinde başka projeler yürütüyorlar? Bunun yanıtını bilmiyorum, umarım Pritzker jürisi biliyordur. İkincisi üretiyor oldukları basitlikte bir anlam göremiyor oluşum. Tabi ki tüm dünyada mimarlar tuhaflıklar peşinde koşarken basitliğin bir değeri vardır ancak bu basitliğin bir anlam taşıması, yalnızca basitliğinden menkul bir değerle kendini ortaya koyması bana tuhaf geliyor. Basitliği yakalamak tuhaflığın peşinde koşmaktan tabi ki daha zor ama bunlarınki bende hep az çalışılmış proje ödevi hissi uyandırıyor. New Museum, birçoklarının yıllardır okullarda çizip duruyor olduğu 3. sınıf kütle istifleme projelerine benzemiyor mu allah aşkına?
Bu basitliğin harika mekanlar yaratması ihtimali varken ben Sanaa’da sıradanlığı görüyorum, özellikle New Museum’un iç mekanlarının floresanları gözlerimin önüne geldikçe bir şeyleri ıskaladıklarını daha da çok düşünüyorum. Diğer yandan binalarında sunmayı hedefledikleri bu basitliğin kendilerine yansımamış olduğunu görmek daha da bir tuhaflaştırıyor durumu. Icon dergisine kendi fotoğraflarıyla kapak olmaları, önüme çıkan her blogda projelerinin yer alması, gazete röportajları derken son 2-3 yılda hayatımızda birden beliriveren bu iki Japon’un her yerde olması garibime gidiyor açıkçası.
Söylemeden edemeyeceğim bir ayrı durum daha var ki o da şu: Son yaptıkları Rolex Eğitim Merkezi projeleri var ya zannımca kötü bir Toyo Ito taklidi, Ito yapsaydı en azından oranları daha iyi tuttururdu.
editörün notu: bu da bana bu satırları yazdıran pınar’ın bana yazdığı satırlar. aşıklar gibin atışıyoruz.

zaman geçtikçe daha da anlamlı ve haklı buluyorum burdaki fikirleri